Kar Çocuklar İçin midir? (Kar Denemeleri)


29/12/2008 · Kategori: Yeryuzune Dus_enler


Fotoğraf: Birincitekilsahıs


Masumiyet beyazdır.

 

Samimiyet beyazdır.

 

Saflık beyazla anlatılır..

 

Bir nevi kirlenmemişliğin sembolüdür beyaz…

 

Dünyanın kirlenmişliliğini örten en büyük beyaz; kardır.

 

Çocuk saftır, masumdur, samimidir…

 

Bir nevi kirlenmemişliğin sembolüdür…

 

O zaman kar çocuklar için yağar.

 

O zaman çocuk ile kar arasındaki bağı büyükler anlayamaz.

 

Büyükseniz ve kar yağıyorsa..

Belki de beyazlamanız içindir...

Kim bilir..!


Aralık - 25 

Yorum (3) Yorum yaz! Etiketler : çocuk, kar, hayat, saf, masumiyet, saflık, insan

..:::::Din/le:::::...


27/12/2008 · Kategori: Yeryuzune Dus_enler



Belâ aşktan büyüktür,

Allah hepsinden..

Nazan BEKİROĞLU- Lâ

Yorum (3) Yorum yaz! Etiketler : NAZAN BEKİROĞLU

Kar Gelir ( Kar Denemeleri)


25/12/2008 · Kategori: Yeryuzune Dus_enler

Beyaz örtüye uyanmak ne güzeldir…

 

Doğa en güzel elbiselerinden birini giymiştir…

 

Örter, kapatır her şeyi…

 

Masumiyet kalır bir tek; beyazdır adı…

 

Her kar yağışı bir tefekkür zamanıdır aslında…

 

Ört der günahlarını…

 

Tövbe bekler…

 

Af dile ki affedilesin der…

 

Pişman olana, pişmanlığının hatırına ilişilmez der…

 

Düşün, asla vazgeçme, seni bir bilen var der…

 

Tabi…

 

Anlayana…

 

Aralık- 25

Yorum (5) Yorum yaz! Etiketler : kar, kış, hayat, tövbe, insan, tefekkür, günah

..:Sahici Hayatlar Sahte Fotoğraflar:..


21/12/2008 · Kategori: Yeryuzune Dus_enler


Üç Nokta (…)

 

Neleri bırakmadık ki geride?

Ne vazgeçilmezlerden geçtik de geldik.

Sırasıyla; bebek, çocuk, genç, delikanlı, yetişkin olduk. Sonra dönüp etraftaki bebekleri, çocukları, gençleri, delikanlıları, yetişkinleri gördük. Ya da gördüğümüzü sandık.

Neydi aslında gördüğümüz?

Sahici hayatlar mıydı yoksa sahte fotoğraflar mı?

İnsan kelimeleri seviyordu; 21. yüzyıl diyordu, teknoloji diyordu, modern yaşam diyordu…

Peki ya “aslı” ne diyordu?

Bize en yakın bir o kadar da uzak olan gölgelerimiz ne diyordu? Yoksa biz de gölgelerimiz gibi karanlıkta mı kalmıştık?

Bakıyor ama görmüyor muyduk?

Biliyor ve yapmıyor muyduk?

Bana neci mi olmuştuk yoksa bana bir şey olmaz mı diyorduk?

Peki kim ödeyecekti bizim yanlışlarımızın hesabını..?

 

Noktalı Virgül (;)

 

Alice harikalar diyarındadır. Yol boyunca ilerler ve yolun 4’e ayrıldığı bir noktaya gelir. Nereye gideceğine karar veremez ve yoldan geçmekte olan adama sorar:

Nereden gitmeliyim?”

Adam cevap verir. “Nereye gidiyorsun?”

Alice bunu hiç düşünmemiştir. “Bilmiyorum” der.

Ve işte o anda asıl kahraman ansiklopedik büyüklükteki, öz sözü söyler.

“Nereye gittiğini bilmiyorsan nereye gittiğin ne fark eder?”

 

Alice bu sözü duyduktan sonra depresyona girdi mi ya da hayata bakışı değişti mi bilmiyoruz. Alice’i bu problemiyle baş başa bırakıp yola devam edelim. 

 

Varacağımız yeri bilmeden, düşünmeden oraya varamayız. Varacağımız yeri bildikten sonra “neden” gideceğimiz önem kazanıyor. Ancak bu da yetmiyor. Bu da yeterli değil. Bir öğrenci düşünelim. Varmak istediği nokta bir ay sonraki matematik sınavından 80 üzeri not almak. Yani öğrenci nereye varmak istediğini biliyor. Şimdi öğrenciyi izlemeye devam edelim. İlk birkaç gün sınav ile ilgili bilgi topluyor(ki çok güzel). İzlemeye devam ediyoruz. İlk hafta bunun dışında bir şey yapmıyor. İkinci ahafta hep arkadaşları ile vakit geçiriyor. 3. hafta derslere girmiyor. Son haftanın son günü şöyle düşünüyor; “İnşallah kolay bir sınav olur.” Şu an 2 şey düşünüyor olabilirsiniz. “Yok, artık olmaz böyle şey” ya da “Evet ben bu öğrenciyi çok iyi tanıyorum” peki bu öğrenci çalışmayınca, vazifelerini yerine getirmeyince, yanlış şeyler yapınca amacına ulaşamayacağını, hayal kırıklığı yaşayacağını bilmiyor mu? Elbette biliyor.

 

Sınavlara hazırlananlar, yeni karar arifesinde olanlar, evlenecekler…  Varacağınız noktayı biliyor olabilirsiniz; ama şimdi bir A4 kâğıda kocaman bir soru işareti (?) çizin. Gittiğiniz yol, yaptıklarınız, tercihleriniz, es geçtikleriniz, umursamadıklarınız sizi oraya götürebilecek mi?

 

Nokta (.)

 

Ben bu probleme Victor E. Frankl’in bir ifadesi olan “Anlamsal Varoluş Boşluğu” diyorum.  İnsan o kadar değerli ve güçlü bir varlık ki anlamsızlığı, boşluğu kabul edemiyor. Ve insanın hayatındaki anlamsal boşluklar ona yanlış şeyler yaptırabiliyor.  Onu hedefinden, gerçeklinden alıkoyabiliyor.  Anlamsal varoluşunda boşluklar oluşturan(evet bizim suçumuz!) insan kendinden uzaklaşıyor. “Kendi” yapan değerlerini yavaş yavaş kaybediyor. Varoluşsal yalnızlık yaşayan insanlar başka insanların yaptıklarını yapmaya(uydumculuk) veya başkalarının beklentilerini karşılamaya(totalitercilik) yönelik hareket etmeye başlıyorlar.

 

“Kendi” olamayan, başkalarının yaptığını yapmak zorunda hisseden ve başkalarının, kendi kişiliğini ezen, es geçen isteklerine boyun eğen bir kişi yüzde kaç insan, yüzde kaç robot yüzde kaç kukladır?

 

“Kendi” olmaktan vazgeçmeyenlere…

 

Birincitekilsahis - YANKI Dergisi  1. Sayı(Kasım)

Yorum (1) Yorum yaz! Etiketler : hayat, insan, psikoloji, anlam, boşluk, alice, evlilik, karar

Gönül


20/12/2008 · Kategori: Yeryuzune Dus_enler



Gönül camdan bir terazi

Tartsam sana

Tartmasam bana dert..!


Yorum (1) Yorum yaz! Etiketler : gönül, aşk, kalp, terazi, denge

« Önceki :: Sonraki »